• Anasayfa
  • Favorilere Ekle
  • Site Haritası
Site Haritası

Anasayfa

Çocuklar doğdukları andan başlayarak anne ve babaya bağlanır. Bu sağlıklı gelişmenin bir işaretidir. İnsan yavrusunun diğer insanların bakımına ihtiyaç duyması biyolojik bir özelliktir. Yaşamı sürdürmeye yöneliktir. Bunun yanında güven veren bağlılık ve sevgi dolu fiziksel ve ruhsal temas olmadan çocuklar normal bir şekilde gelişip olgunlaşamazlar.        Bu bağlamda annesi ve babası boşansa da çocuğun görmediği ebeveyni özlemesi doğaldır. Ebeveynlerin boşanmış olmaları çocukların bağlılık duygularını yok etmez. Bir çocuğun hayatında ne annenin ne de babanın yeri doldurulamaz.
Bir evlilik ilişkisinde çiftleri bir arada tutan şeyler olumlu olabileceği gibi olumsuz da olabilir.        Evlilikte çiftleri bir arada tutan olumsuz özellikler toplumsal statü kaybı korkusu, değişiklik ve belirsizlik korkusu yalnız kalmaktan korkma, sahip olunan ortak mülkü kaybetme korkusu, alışkanlık, ilişki bağımlılığı, dini inançlar, toplumsal değer yargıları, orijin ailenin boşanma konusundaki baskıları olarak sıralanabilir.
Kişinin yaşı ölçülen zekâ düzeyi ve eğitim düzeyi göz önüne alındığında çocuğun akademik başarısının diğer çocuklara göre daha düşük olmasıdır.               Çocuklar isteseler de istemeseler de okula gitmek zorundadırlar. Okul öncesi çocuklarda gelişme taramasının yapılması okul sorunları olası görünen çocukların önceden saptanması ve önceden tedbir alınmasının olası kılar. Çocukların çoğu okulu sever ama bazı çocuklar için okul bir kabustur. Bir bölümü evlerinden ayrılmak istemediğinden bir kısmı okulu sevmediklerinden orada mutlu olmadıklarından okula gitmek istemezler.
Aile sistemini çözümlemenin bir başka yolu da hipnozla transa girmiş bir gurubu hayalimizde canlandırarak düşünmektir. Her insan farkında olmasa da trans yaşantısının deneyimler. Çoğu insan gün içinde pek çok kez transa girip çıkar. Hayal kurar. Gözleri açık gelecekle ilgili düşünceleri gözünün önünde canlandırır. Ya da geçmişin anılarına dalıp gider. Roman okurken veya bir film izlerken etrafımızla ilgimizi koparıp trans haline gireriz.
Sürekli olarak ya da yenileyici bir biçimde yeterli ereksiyonu sağlayamama ya da cinsel aktiviteyi bitirinceye kadar sertleşmeyi sürdürememe halidir.          Erkekte sertleşme sorunu çok çeşitli biçimlerde ortaya çıkabilir. Bir ucunda birleşme için hiçbir koşulda hiçbir sertleşme elde edememe diğer uçta daha önce iyi bir işlev gördüğü halde belli bir partnerle cinsel işlevini yerine getirememe gibi değişik görünümlerde ortaya çıkabilir.
Vajinismus vajina ağzını çevreleyen kaslarda vajinal girişi engelleyecek nitelikte sürekli ya da tekrarlı bir biçimde kasılmaların olmasıdır. Bu kasılmalar ekseriyetle vajinaya girme girişiminin hemen öncesinde ve sırasında meydana gelir.            Vajinismus tedavisinde uygulanacak  teknikler kişiden kişiye çift dinamiklerine göre ve vajinismusun nedenselliğine göre farklılık göstermektedir.
Her başarısız ilişki denemeleri sonrasında her iki eşte üzüntü, şaşkınlık, hayal kırıklığı, başarısızlık, sıkıntı, mutsuzluk ve çaresizlik duyguları ile boğuşmaya başlar. Zaman uzadıkça vajinismus hastalığı çiftin tüm sosyal hayatlarını evliliklerini hatta iş yaşamındaki başarılarını etkilemeye başlar. Bir vajinismus eşi olan erkek danışanımın “bu problem işte de akşama kadar hiç aklımdan çıkmıyor işime de odaklanamıyorum” şeklinde ifade ettiği gibi.      Klinik değerlendirmelerde pek çok vajinismus hastası eşinden yeterince destek göremediğini belirtir.
En genel anlamı ile vajinismus ağrı, acı, kanama olacak korkusu ile vajinaya giriş teşebbüsünde ortaya çıkan ve cinsel birleşmeye izin vermeyen vajina girişinin üçte birlik dış bölümündeki kaslarda istemsiz ısrarlı ya da yineleyici kasılmalar sonucu oluşan bir cinsel sorundur. Bu kasılmaya tüm bedendeki kasılmalar, bacakların kapanması, korkuya eşlik eden kaçınma davranışı dolayısı ile girişin olmayacağı inancı eşlik eder. Kişi bilinçli zihni ile cinsel birleşmeyi gerçekleştirmek istemesine rağmen bunu başaramamaktadır. Yani bir nevi en çok istediği şey en çok korktuğu şey olmaktadır.
Kadında orgazm bozukluğu olağan bir cinsel uyarılma evresi olmasına rağmen orgazmın sürekli olarak ya da yenileyici bir biçimde gecikmesi ya da hiç olmaması olarak tanımlanmaktadır.       Kadınlarda orgazm bozuklukları sanıldığından ve erkeklerdekinden çok daha karmaşıktır. Ayrıca kadınlar orgazmı tetikleyen uyarının türü ve yoğunluğu açısından çok farklı tepkiler verirler. Bu nedenlerle orgazm bozukluğu tanısı çok dikkatli bir klinik değerlendirmeyi zorunlu kılar.
Uyarılma bozukluğu DSM-IV de sürekli olarak ya da yenileyici bir biçimde cinsel uyarılmanın yeterli bir ıslanma, kabarma tepkisini sağlayamama  ya da cinsel etkinlik bitene kadar bunu sürdürememe olarak tanımlanmaktadır. Cinsel uyarılma sorunu yaşayan kadınlar yeterli ön sevişme ve klitoral uyarı olmasına rağmen yeterince uyarılmamakta ve ıslanamamaktadırlar.
 3